Karamollaoğlu: Diyarbakır'da Kürt raporunu açıkladı

Sadet Partisi uzun zamandır üzerinde çalıştığı 'Kürt sorununa çözüm amaçlı raporunu Diyarbakır’da açıkladı. Saddet Partisi Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı adayı Temel Karamollaoğlu’nun açıkladığı raporda “Temel İnsan Hakları ve Adalet”, “Ekonomi ve Kalkınma” ile “İç Barış ve Güvenlik” olmak üzere 3 başlığı öne çıkardı.

13:27:42 | 2018-06-07
-- Adversting 5 --

Sedat IRMAK

 DİYARBAKIR - Sadet Partisi uzun zamandır üzerinde çalıştığı 'Kürt sorununa çözüm amaçlı raporunu Diyarbakır’da açıkladı. Saddet Partisi Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Adayı Temel Karamollaoğlu, 11 sayfalık raporu Dicle Toplumsal Araştırmalar Merkezi'nin (DİTAM) Tigris Diyalogları adlı programında açıkladı. Karamanoğlu’nun açıkladığı 11 sayfalık raporda, Kürt meselesi ile ilgili çözüm önerileri ve yolları “Temel İnsan Hakları ve Adalet”, “Ekonomi ve Kalkınma” ile “İç Barış ve Güvenlik” olmak üzere 3 başlıkta toplandı.

 

Bir otelde düzenlenen programa SP milletvekili adayları, Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Mehmet Kaya, Diyarbakır Baro Başkanı Ahmet Özmen, İHD, DİSİAD, bazı siyasi parti temsilcileri, kanaat önderleri ile sanayici iş insanları ve bazı gazeteci, yazarlar katıldı.

 

Moderatörlüğünü Avukat Sedat Yurtdaş'ın yaptığı programın açılış konuşmasını yapan DİTAM Başkanı Mehmet Turalı,  Kürt sorununu barışçıl yöntemlerle çözüme kavuşturmak amacıyla çözümlerin üretilmesine katkı sunmayı hedeflediklerini söyledi.

 

Daha önce düzenlenen programlara CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, HDP eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Ekmeledin İhsanoğlu gibi isimlerin katıldığı Tigris diyalogları programına Cumhurbaşkanı adaylarını davet ettiklerini belirten Turalı, ilk olarak Temel Karamollaoğlu'nun cevap verdiğini söyledi.

 

“Bu bölgede çok ciddi mağduriyetler ve acılar yaşamıştır”

 

Turalı’nın ardından konuşan Saddet Partisi Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı adayı Temel Karamollaoğlu, Kürt meselesinin tarihsel sürecine değinerek şunları söyledi; "Coğrafyamız, asırlar boyu farklı kültürlerin zenginlikleriyle var olagelen bir niteliğe sahiptir. Bu topraklar farklı medeniyetlere ev sahipliği yapmış, aynı çatı altında farklı inanışların, etnik ve mezhepsel yapıların bir arada yaşama erdemini bölge insanlarına kazandırmıştır. Son yüzyılda ise yaşanan iki dünya savaşı ve ulus-devlet yaklaşımları, siyasal rejimler ve topluluklar üzerinde önemli değişimlere neden olmuş, bunun neticesinde coğrafyamız, yeni çatışmalara sürüklenmiştir. Bu durum; inanç, tarih ve kültür gibi tüm paydaş bağları tahrip ederek zenginliğimiz olan farklılıklarımızın çatışma ve kavga üzerinden şekillenmesine sebep olmuştur. Tarihsel süreç içerisinde Kürtlerin temel haklarının inkâr edilmesi ve adeta asimilasyona maruz kalması, etnik problemleri; Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinin sosyo-ekonomik olarak geri bırakılması da kalkınma sorununu ortaya çıkarmıştır. Hem kimlik hem de ekonomik geri bırakılmışlık terör örgütünün istismar edebileceği bir zemin oluşturmuş ve meseleyi daha da içinden çıkılmaz bir hale getirmiştir. Bölge halkı bu süreçte çok ciddi mağduriyetler ve acılar yaşamıştır. 1980 darbe sürecinde ve devamında Diyarbakır Cezaevi'nde uygulanan insanlık onurunu zedeleyen işkence hadiseleri, 90'lı yıllarda Diyarbakır-Lice'de ve Şırnak'ta yapılan zulümler, köy baskınları ve yapılan işkenceler, köylerin boşaltılması, faili meçhul cinayetler, akıbeti belli olmayan kayıplar telafisi çok zor yaralar açmıştır. Son dönemlerde yaşanan Uludere (Roboski) olayı bu yarayı daha da derinleştirmiştir"

 

“Çözüm süreci, 6-8 Ekim olaylarında büyük bir yara aldı”

 

2013 yılında, başlatılan çözüm sürecine de değinen Karamollaoğlu, bu sürecin plansızlık ve yol haritası yoksunluğu nedeniyle başarıya ulaşamadan sona erdiğini belirterek, "Bu meselenin çözüme kavuşturulması ümidi ile 2009 yılında 'Milli Birlik ve Kardeşlik Süreci' olarak başlatılan ve 2013 yılı başlarında 'Çözüm Süreci'ne dönüşen bir süreç yaşanmıştır. Ancak 'Çözüm Süreci'; plansızlık, yol haritası yoksunluğu, temel insani hakların pazarlık konusu yapılması, ortak paydaların yeterince değerlendirilememesi, muhatap yelpazesinin genişletilememesi, mevcut muhatapların tutarsızlıkları, sürecin iyi yönetilememesi, güvenlik zafiyetleri, Suriye politikalarındaki öngörüsüzlük ve stratejik yanlışlar gibi pek çok hata sebebiyle başarısızlıkla sonuçlanmıştır. AK Parti'nin daha fazla oy kazanma, örgütün ise alan kazanma hırsı çözüme odaklanmaya mani olmuştur. Sonuç itibari ile toplumda umut oluşturan bu sürecin başarısızlıkla sonuçlanması, meseleyi iyice derinleştirmiş ve içinden çıkılması zor bir hale getirmiştir. 6-8 Ekim Kobani olayları ile büyük bir yara alan Çözüm Süreci, 7 Haziran 2015 Genel Seçimlerinden bir süre sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın nitelemesiyle "buzdolabına kaldırılmıştır. Süreç sonrası meydana gelen birçok saldırı ve patlama hadisesi ile yeniden bir kaos ve çatışma ortamı oluşmuştur. Çözüm Süreci'nin sona ermesi ile birlikte tekrar başlayan çatışmalar şehir merkezlerine taşımış ve şiddet artmıştır. Bunun neticesinde, bölgedeki vatandaşlarımız ciddi mağduriyetler yaşamış, yüzlerce şehit verilmiş, birçok insanımız hayatını kaybetmiş, binlerce vatandaşımız yaşadığı yeri terk etmek zorunda kalmış, şehirler yıkılıp harap olmuştur"

 

“Kürt meselesi, ülkemizin bir meselesi değildir”

 

Kürt meselesinin ülkede, bölge ve uluslararası önemine dikkat çeken Karamollaoğlu, "Kürt Meselesi sadece ülkemizin bir meselesi değildir. İran, Irak ve Suriye'de önemli oranda Kürt nüfusu vardır. Bu itibarla Kürt Meselesi, en az dört devleti ilgilendiren ve etkileyen bir derinliğe sahiptir. Bu ülkelerde yaşayan Kürtlerin birbirleri ile akrabalık bağları, komşuluk münasebetleri ve ticari faaliyetleri olduğu gibi, aynı zamanda aralarında sınırlar, tel örgüler ve duvarlar da vardır. Arap Baharı ile Irak'ta ve Suriye'de yaşananlar, meselenin Türkiye sınırlarını aşan boyutunun ön plana çıkmasına sebep olmuştur. Gelinen noktada Kuzey Irak'taki gelişmeler ve referandumun Kuzey Suriye'de ABD desteği ile PYD tarafından federatif bir yapının oluşturulma çabaları kalıcı çözümü zorlaştırmıştır. Bölgemizde oynanan oyunları dikkate almadan politika oluşturmak orta ve uzun vadede kalıcı bir çözümü zorlaştırabilir. Türkiye, İran, Irak ve Suriye'nin bir araya gelerek meseleye hak, adalet ve kardeşlik çerçevesinde bir çözüm üretmeleri, emperyalist ülkelerin oyununu bozacak ve tüm halkların barış ve huzura kavuşmasına vesile olacaktır" şeklinde konuştu.

 

“Çözüm bir arada yaşamaktan geçiyor”

Saadet Partisi'nin Kürt meselesine yaklaşımını da anlatan Karamollaoğlu, meselenin çözümünün, farklılıkları koruyarak bir arada yaşamaktan geçtiğini belirterek, Kürt meselesinin kısa vadede çözmek için de Kürt nüfusunun yaşadığı İran, Irak, Suriye ve Türkiye'nin bir araya gelmesiyle mümkün olabileceğini savunarak, çözüm önerilerini detaylı olarak anlatıldığı raporu açıkladı.

 

Raporda çözüm önerileri şöyle sıralandı:

 

‘Temel insan hakları ve adalet’

 

 “Yaşama”, “Irz, Nesep ve Namusun Korunması”, “Mülkiyet”, “Aklın Korunması”, “İnandığı Gibi Yaşama” hangi inançtan, ırktan, mezhepten ve renkten olursa olsun değişmez insan haklarıdır. İçinde bulunduğumuz şartlarda ihtilal döneminde hazırlanmış olan anayasanın yetersizliği artık kabullenilmiştir. Geniş bir toplumsal uzlaşma ile vatandaşlarımızın tamamının benimsediği, insan haklarını teminat altına alan, hak ve adalet merkezli yeni bir anayasaya ihtiyaç olduğu açıktır.

 * Bu çerçevede inancı, ırkı, mezhebi ne olursa olsun bütün vatandaşlarımıza temel insan hakları herhangi bir pazarlık konusu yapılmadan tanınacaktır.

 

 * Anadil eğitiminin ve anadil kullanımının önündeki engeller kaldırılacak ve bu haklar anayasal güvence altına alınacaktır.

 

 * İfade özgürlüğü, şiddet barındırmadığı sürece, her türlü farklı görüşün özgürce ifade edilebileceği şekilde genişletilecektir.

 

 * Halkın oyları ile seçilmiş olan milletvekilleri ve belediye başkanları hakkında herhangi bir iddia varsa gereği hukuk devleti çerçevesinde yapılacaktır.

 

 ‘Seçim barajı kaldırılacak’

 

 * Toplumdaki bütün farklılıkların siyasi alanda kendisini ifade etmesinin önündeki engeller kaldırılacaktır. “Temsilde adaletin sağlaması” milletvekili seçimlerinde barajı kaldırarak bütün siyasi görüşlerin Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde temsil edilmesi sağlanacaktır.

 

* Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde bazı belediye başkanları hakkında başlatılan tahkikatlar sebebiyle görevden uzaklaştırılan başkanların yerine, mevcut partileri kapatılmamışsa, meclis üyelerince seçim yapılacak, aksi takdirde en kısa sürede seçimler yenilenecektir.

 

* Şeffaf yönetim ve denetlenebilirlik unsurları artırılarak yerel yönetimler güçlendirilecektir.

 * Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerimiz için özel kalkınma programları hazırlanacak, kamu kurumlarının koordinasyonu titizlikle uygulanacaktır.

 

 * İşsizliği önleyecek, istihdamı artıracak politikalar hayata geçirilecektir. İş adamlarının bölgeye yatırım yapmasını sağlamak amacıyla uygulanabilir ve netice alınabilir teşvik ve destek paketleri hayata geçirilecektir. Gerektiğinde devlet eliyle bölgede yatırımlar yapılarak bölge ekonomisi canlandırılacaktır.

 

 * Özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde tutarlı sanayi hamleleri planlanacaktır.

 * Nitelikli işgücü ve ara eleman temini için yatırımcıları cezp etmek için, meslek ve teknik liselerin sayısı artırılacaktır.

 

 * Bölgenin en temel geçim kaynağı olan tarım ve hayvancılığı canlandıracak politikalar acilen geliştirilecektir.

 

 * Türkiye, İran, Irak ve Suriye arasında, başta sınır ticareti olmak üzere, siyasi, sosyal, ticari münasebetler, bölgeyi kalkındırmak için ileri düzeyde geliştirilecektir.

 

* Köylerinden göç etmek zorunda kalan vatandaşlarımızın geri dönüşünü sağlamaya yönelik politikalara hız verilecektir.

 

* Çatışmalar nedeniyle zarar gören esnaf ve vatandaşlarımızın zararları ivedilikle karşılanacaktır.

 

‘Örgüt ile kürtleri özdeşleştirme yanlışı yapıldı!’

 

Devletin en temel görevinin kamu düzenini korumak ve iç barışı sağlamak olduğu belirtilen raporda, “devlet haricinde, hangi gerekçeyle olursa olsun, kişi veya kurumların silahlanmasının anarşi doğuracağı” kaydedildi. Şiddet yoluyla hiçbir meselenin halledilemeyeceği belirtilen raporun devamında Kürt sorununa dair şu tanımlamalarda bulunuldu:

 

“Terör örgütlerine katılanlar, nihayetinde bu ülkede doğmuş, bu ülkenin okullarında okumuşlardır. Doğum yerleri Muş, Hakkâri, İstanbul’dur. İsimleri Ahmet, Mehmet, Hüseyin, Abdullah, Selahattin’dir. Bu itibarla terörle mücadele meselesi, dağa çıkmış kişilerin etkisiz hale getirilmesi kadar basite indirgenmemelidir. Dağda ölenlerin bölge insanlarının akrabaları olması birçok ailenin travma yaşamasına sebep olmuştur ve olmaktadır. Bölgedeki bazı ailelerin çocuklarından biri dağda diğeri askerdedir. Bu açıdan mesele, aynı zamanda bir ailenin asker evladı ile dağdaki evladının karşı karşıya gelmesinin oluşturdu. Mesele, örgüt ile Kürtlerin özdeşleştirilme yanlışından dolayı, evladını şehit veren anaların, babasını şehit veren yetimlerin, buna sebep olduğunu düşündüğü insanlara düşmanlık beslemesidir. Mesele, bin yılı aşkın bir süredir tarih, coğrafya ve inanç bağıyla birbirine kenetlenmiş bu aziz milletin evlatlarının birbirine düşürülmesi meselesidir. Mesele, kendi gencine sahip çıkamayan, okulunda vatan sevgisini aşılayamayan, ahlaki ve manevi değerlerle yetiştiremeyen bir ülkenin, sorunu başka yerlerde aramasıdır. Dolayısıyla meselenin, şiddet ve ölüm üzerinden değil, insanı yaşatma ve iç barışın tesisi üzerinden konuşulması ve çözülmesi zaruridir.”

 

Saadet Partisi’nin “İç Güvenlik ve Barış” başlığı altında çözüm önerileri ise şöyle oldu:

 

* Öncelikle; akan kanın durması, şiddetin son bulması için tüm alanları kapsayan, bütüncül ve kapsamlı, bir anlayış ve strateji belirlenecektir.

 

* Toplumun her kesiminden insanları kapsayan etkin istişare mekanizmaları oluşturularak, meselenin çözümüne yönelik teklif ve önerilerin açık yüreklilikle konuşulması sağlanacaktır.

 

* Bu meyanda, bütün siyasi partilerin, STK’ların, medya kuruluşlarının, kanaat önderlerinin ve etkili fertlerin katkı yapacağı bir platform oluşturulacaktır.

 

* Etkin bir medya ve iletişim stratejisi hayata geçirilecektir. Medyada çözüm odaklı, umut ve ufuk veren haberlere daha çok yer verilmesi özendirilecektir. Mutedil ve kucaklayıcı bir dil kullanımı, TRT başta olmak üzere, bütün yayın organlarında kullanılması sağlanacak ve insanlarımız çözüme paydaş olmaya yönlendirilecektir.

 

* Birlik ve beraberlik temellerimizin sağlamlaşması için projeler geliştirilecek, bu çerçevede bakanlık ve kurumların koordinasyonu ile gerekli adımlar atılacaktır.

 

* Nesillerimizi maddi ve manevi yönden donanımlı hale getirmek için, coğrafyamızın bütün zenginliklerini göz önünde tutarak, her türlü ırkçılık ve tekebbürden uzak, milletimizin temel değerleri ve medeniyet perspektifi üzerinden bir eğitim modeli geliştirilecek ve uygulanacaktır.

 

'Kamu düzeni ve güvenliği'nden taviz verilmeyecek' vurgusu

 

* Bölgenin, sosyal, ilmi ve manevi gelişmesinde önemli görevler üstlenen medreselerin resmi statü kazanmaları ve mezunlarının ilahiyat denkliği almaları için mevzuat ve mevzuatları gözden geçirilecektir.

 

* Hiçbir şart altında kamu düzeni ve güvenliğinden taviz verilmeyecektir.

 

* Devlet tarafından alan hâkimiyeti tam olarak sağlanacak ve farklı yapılanmaların bölge halkı üzerinde tahakküm kurması ve baskı yapması engellenecektir.

 

* Devlet, kamu düzenini tesis ederken, hukuktan ayrılmayacak ve meşru zeminde kalacaktır. Askeri operasyonlar sırasında sivil halkın zarar görmemesi için azami düzeyde hassasiyet gösterilecektir. Yaşanması muhtemel insan hakları ihlallerinin, ilgili kamu kurumları ve yargı tarafından etkin olarak denetlenmesi sağlanacaktır.

 

* Operasyonlar sırasında duvarlara, yatak odası aynalarına yazı yazılması ve bunların medya aracılığıyla yayılması gibi rencide edici ve ciddiyetten uzak davranışlara asla izin verilmeyecektir.

 

* Kontrol noktaları başta olmak üzere, güvenlik güçlerinin olumsuz dil, üslup, tavır ve davranışları sebebi ile bölge halkının devlete olan bakışını menfi yönde etkilememesi için gerekli tedbirler alınacaktır.

 

* Bölgede görev yapan güvenlik birimlerine ve tüm kamu görevlilerine psikoloji, sosyoloji, halkla ilişkiler, bölgenin değer/inanç/kültür yapısı, insan hakları ve hak ihlalleri gibi konularda eğitimler verilecektir.

 

* Bölgede nitelikli kamu personelinin istihdamını ve bölgede kalma süresini artırmaya dönük teşvik edici uygulamalar hayata geçirilecektir. Bölgeye nitelikli ve tecrübeli öğretmenlerin ve kamu görevlilerinin gönderilmesi için gerekli düzenlemeler yapılacaktır.

 

* Provokasyon yapmak için fırsat kollayan ve farklı kimliklerle bölgede bulunan yabancı ajanlara müsamaha gösterilmeyecektir.

 

* Bütün bunlara ilaveten, bölge üzerinde emelleri olan, bunlara yönelik faaliyet gösteren, bu çerçevede bölgenin istikrarsızlaşması için terör yapılanmalarına her türlü yardımı yapmaktan geri durmayan her ülke ve yapı ile ilişkilerimiz gözden geçirilecektir.

 

* Sınırlarımızda yaşanan gelişmeler meselelerimizi kendi içimizde çözemediğimiz takdirde her türlü dış manipülasyona açık bir hedef konumuna gelmemize neden olacaktır. Nitekim bir taraftan komşularımızın toprak bütünlüğü bozulmuş, Irak ve Suriye’de devlet otoritesi kaybolmuşken, diğer taraftan Siyonizm’in bölge üzerindeki emelleri ve hamleleri devam etmektedir. Bunun için öncelikle Kürtleri ötekileştiren yaklaşımlardan kaçınılarak, onları kucaklayacak bir söylem ve eylem geliştirilmelidir. Sonrasında ise bölge ülkeleri ve diğer aktörler ile bir araya gelinerek meseleye hak, adalet ve kardeşlik çerçevesinde bir çözüm üretilmelidir. Çözüm, etnik ve mezheplere dayalı yeni mikro devletler kurmak, coğrafyamızı yeni parçalara ayırmak değil; mevcut parçalanmışlıkları da gidererek daha büyük bir birlikteliğe doğru yol almaktır.

 

Raporun sonuç bölümü

 

Raporun sonuç bölümünde ise Karamollağolu, "Kürt Meselesi'nin çözümünde Türkiye tarihi bir dönemeçte bulunmaktadır. Bu meselesinin çözüme kavuşturulması, ülkemiz ve bölgemiz açısından, büyük önem taşımaktadır. Zira sınırlarımızda yaşanan gelişmeler meselelerimizi kendi içimizde çözemediğimiz takdirde her türlü dış manipülasyona açık bir hedef konumuna gelmemize neden olacaktır. Nitekim bir taraftan komşularımızın toprak bütünlüğü bozulmuş, Irak ve Suriye'de devlet otoritesi kaybolmuşken, diğer taraftan Siyonizm'in bölge üzerindeki emelleri ve hamleleri devam etmektedir. Bunun için öncelikle Kürtleri ötekileştiren yaklaşımlardan kaçınılarak, onları kucaklayacak bir söylem ve eylem geliştirilmelidir. Sonrasında ise bölge ülkeleri ve diğer aktörler ile bir araya gelinerek meseleye hak, adalet ve kardeşlik çerçevesinde bir çözüm üretilmelidir. Bu çerçevede, Türkiye'ye önemli görevler düşmektedir. Türkiye, Batılı güçlerin müdahalesine izin ve fırsat vermemeli, inisiyatif almalı, geçmiş birikim ve deneyimlerinden istifade ile birleştirici rolünü iyi kullanarak İran, Irak, Suriye gibi aktörleri de dâhil edeceği bölgesel birlikteliklere öncülük etmelidir. Bunların temini küresel emperyalist ülkelerin oyununu bozacak ve tüm halkların kurtuluşuna vesile olacaktır. Gerekli adımlar atılmadığı müddetçe, yaşanan her bir hadise bölgemizi daha da büyük kaosa sürükleyecek, yeni ayrılıklara sebebiyet vererek emperyalizme hizmet edecektir. Şüphesiz ki çözüm, etnik ve mezheplere dayalı yeni mikro devletler kurmak, coğrafyamızı yeni parçalara ayırmak değil; mevcut parçalanmışlıkları da gidererek daha büyük bir birlikteliğe doğru yol almaktır" ifadelini kullandı.

 

-- Adversting 6 --


ETİKET :  

Tümü