ÖZEL HABER/Mehmet Rumet SOYLU-Jan BELEK

Diyarbakır Mermerciler ve Madenciler Derneği (DİMAD) Başkanı Fahrettin Çağdaş, Diyarbakır’da her geçen gün büyüyen ve istihdama önemli katkı sağlayan mermer ve madencilik sektörüne dair gazetemiz Güneydoğu Ekspres’e önemli açıklamalarda bulundu.  
2009 yılında Diyarbakır Mermerciler ve Madenciler Derneği’ni kurduklarını söyleyen Çağdaş, “Tarihsel olarak önemli bir madencilik kaynağının üzerine bulunan Diyarbakır’da, 2009’da mermercilik başta olmak üzere madencilik, ocak işletmeciliği ve fabrikalarıyla ihracat potansiyeline sahip iş insanlarıyla bir araya gelerek Diyarbakır Mermerciler ve Madenciler Derneği’ni kurduk. Şu an için derneğimizin 35 üyesi var. Bu üyelerimizin hepsinin fabrika ve ocakları olmakla birlikte ihracatçıdırlar. Diyarbakırlı firmalarımız, aynı zamanda birçok batı illerinde madencilik hizmetleri yürütmektedir” dedi.

KENT İHRACATININ YÜZDE 60’I MADENCİLİK

Diyarbakır ihracatının neredeyse yüzde 60’nın madencilik üzerine olduğunu ifade eden Çağdaş, “Son 30 yıldır, Diyarbakır’ın istihdamında, madencilik ve mermercilik çok önemli bir yer edinmektedir. Uzun yıllar, Diyarbakır genel ihracatının neredeyse yüzde 50-60’ı madencilik üzerinden devam etmiştir. Diyarbakır’da antik ocaklarımız var. Özellikle Çayönü’ndeki eski kazılara baktığımızda soğuk bakır işlenerek süs eşyası olarak kullanıldığına tanık oluyoruz” diye konuştu.

DİYARBAKIR’DA ANTİK MERMER OCAKLARI

Kentteki antik mermer ocaklarına da değinen Çağdaş, şöyle devam etti: “Madencilik, milattan öncesine kadar dayanan bir durum. Mesela sizler Diyarbakır Surları’na baktığınızda belki normal bir taş görürsünüz ama biz konunun uzmanları olarak tamamen bir madencilik ürünü olarak görüyoruz. Mesela, Diyarbakır’da Fiskaya eski bir mermer-bazalt ocağının aynasıdır. Bize göre Fiskaya ve Mardin kapı başta olmak üzere birçok yer antik mermer ocağıdır.”

1-103

DÖRT BİN KİŞİYE İŞ İMKANI

Madencilik alanında 4 bin kişinin istihdam edildiğini belirten Çağdaş, konuşmasını şöyle sürdürdü: 
“Bugün itibari ile doğal taş alanında 30 taş ocağımız var. Hani, Çermik, Çüngüş başta olmak üzere Lice ve Kulpla devam eden ocak faaliyetlerimiz vardır. Yine Diyarbakır OSB’de 20’yi aşkın fabrikamız ve bunlara bağlı atölyelerimizde 4 bin kişi sadece doğal taş ve mermercilik alanında istihdam edilmektedir. Blog ve işlenmiş mermerlerimizi Diyarbakır’dan 7 kıtaya ve onlarca ülkeye ihraç ediyoruz. Yeteri derecede tanınıp bilinme konusunda eksikliklerimiz vardır maalesef. O kadar kadim ve iş gücü konusunda etkili bir iş alanı var ama sahiplenme ve daha çok işlem görme konusunda hissedilir ölçüde eksiklikler vardır. Bu eksikliklerin başında, madencilik ve çevrecilik alanında yaşanan çelişkiler gelmektedir. Madencilik ve bürokrasi arasında ciddi sıkıntılar var. Yani bir mermer ya da maden ocağı işletebilmeniz için 8 bakanlık ve bu bakanlıklara bağlı 24 tane kurumdan belge ve izinler almak zorundasınız. Yani biri kalkıp, ben falan yerde bir maden ya da mermer ocağı açayım diyemez. Bu bürokratik sürecin merkezi düzeyden alınıp yerel düzeyde çözümünün yapılması taraftarıyız.” 

“DİYALOG KURMADAN HİÇBİR YERDE MADENCİLİK YAPMIYORUZ”

Madenciliğe sadece ekonomik alan olarak bakmadıklarını ifade eden Fahrettin Çağdaş, “Madenciliği çevre ve sosyal alan olarak değerlendiriyoruz. Nedir bu alanlar; Biz bir yerlere gidip madencilik ya da mermer konusunda bir faaliyette bulunmak istediğimizde iş makinelerimiz gitmeden önce, orada yaşayan insanlarla diyalog geliştiriyoruz. Orada yapmayı düşündüğünüz faaliyetin ne olduğunu ve bunun o yöreye artı ve eksilerinin neler olacağını yüz yüze ve açıklıkla konuşuyoruz. Gittiğimiz yerlere yol, elektrik, alt yapı hizmetini tamamıyla bizler götürüyoruz. Bu vesile ile yeni bir meslek alanı yaratıyoruz. Vasıfız insanlar orda verilen eğitimlerle vasıflı hale geliyorlar. 30 yıllık çalışmamız içinde yetişen ustalarımızı yurt dışında ve yurt içinde birçok ülkede usta olarak çalışır halde görebiliyoruz. Gittiğimiz yerlerde tabiri caiz ise doğanın kapağını açıp bir şeyler alıyoruz. Bu süreç bazen 10 bazen de 50 yıl sürebiliyor. Bu sürecin sonrasında orayı tekrar rehabilite ederek bırakmanız gerekmektedir. Kesinlikle ‘çevre mevzuatına’ bağlı bir şekilde çalışıyoruz. Yani, çevre etki rapor ve değerlendirmelerini yapmadan asla gitmeyiz. Dolayısıyla gittiğimiz yer yerde insanı ve çevreyi önceleyen bir niyet ve çalışmamız vardır. Ekonomi daha sonra gelmektedir” dedi. 

“SORUMLU MADENCİLİK ANLAYIŞIYLA HAREKET EDİYORUZ”

Madencilik faaliyetlerine karşı bir önyargı ve yanlış bilgilendirmenin olduğunu anlatan Fahrettin Çağdaş, dernek olarak bu konuda hassas olduklarının altını çizdi. Çağdaş, bu konuya dair düşüncelerini şöyle dile getirdi: 

“Dünyada ve ülkemizde de gelişen madenciliğe karşı iş kazaları başta olmak üzere bazı çevrelerce olumsuz bir duyarlılık gelişmiştir. Toplumun bu duyarlılığına bir itirazımız yok. Ama madencilik işi yaptığımız yerlerde yaşayan insanların eksik bilgilendirildikleri kanaatindeyiz. Başta da söyledim, biz bir yerde madencilik işi yapmak istersek, 24 tane kurumun olurunu almak zorundayız. Bazı STK’lar, madencilik mevzuatına yeteri kadar vakıf olmamaları nedeniyle ya da madenciliğin bir ülkeye, bir bölgeye ekonomik ve istihdam katkısını da hesaba katmadan toptan bir retçi anlayışla yaklaşıyorlar. Ve bu da toplumsal tepkilere kapı aralıyor. Son dönemlerde Kulp ve Lice özelinde, ‘işsizliğin baş göstereceğine, insanların yerlerinden yurtlarından edileceğine, yer altı sularının kirletileceğine’ dair açıklamalar vardır. Bakın, yer altı-yer üstü suları ve korumalı su havzalarında madencilik yapılamaz, yasaktır. DSİ ve büyükşehir belediyelerinin ilgili birimlerinden ‘uygundur’ yazısı alınmazsa bir işlem yapılamaz. Su koruma havzalarında, sit alanlarında, yoğun orman alanlarında madencilik işlemleri yapılamaz. Bu çok nettir ve biz de buna kesinlikle bağlıyız. 

“MADENCİLİK OLMAZSA TARIM POLİTİKALARI DA YÜRÜMEZ”

Madenciliğin gideceği yerlerde köylerin boşaltılacağı konusu da çok sık dillendirilir ama olay tam da bunun tersidir. Biz gittiğimiz yerlerde madencilik mesleği ile alakalı insanların eğitimlerini sağlıyoruz. Bu alanlarımızı bir atölye, bir eğitim alanı olarak görüyoruz ve öyle çalışıyoruz. Bu da bırakın insanları yerinden yurdundan etmeyi, yeni iş ve istihdam alanlarının yaratılmasına ön ayak oluyoruz. Bakın madencilik olmazsa tarım politikalarını yürütemeyiz, zira gübreyi madencilikten elde edersiniz. Tarımda kullanılan neredeyse tüm malzemeler, madencilik olmadan elde edilebilir değil. Güneş panelleri, rüzgar tribünleri ve hidroelektrik santrallerini madencilik ürünleri ile sağlamak durumundayız. Madencilik ve çevre arasında sürekli bir ilişki vardır. Biri, diğerinin karşıtı değil birbirini besleyen destekleyen unsurlardır” dedi. 

“ZENGİNLEŞTİRME TESİSLERİ AÇMAK ŞARTTIR”

Madencilik ile alakalı kentte ciddi bir çalıştaya ihtiyacı olduğunun altını çizen Çağdaş, “Tüm bileşenlerin bir araya gelmesi gerektiğine inanıyoruz. Birkaç etkinliğimiz oldu ama istediğimiz ölçekte değildi. Mesela DTSO, üniversite, resmi kurumlar ve sektör temsilcileri ile bir araya gelip başta bu ‘çevre’ ve sosyal problemler konusu olmak üzere uzun uzadıya tartışıp konuşalım. Mesela ‘il Maden kurularının’ kurulmasını çok isteriz. Böylelikle atılan her adımın, bölgeye, insanlarımıza ve çevreye katacağı artıları birlikte konuşup birlikte karar verelim. Katılımcı bir mekanizma ile madenciliği yürütmek isteriz. Ayrıca madencilikte sadece hammaddeyi çıkartıp başka pazarlara yürütme taraftarı değiliz. Ergani ve Mazıdağı’nda nasıl çıkarılan madenler işletilip oranın kalkınmasına neden olmuşsa, Diyarbakır’da çıkan malzemelerimizin zenginleştirmesi tesislerinin de kurulmasını isteriz. Çaba ve çalışmalarımız bu yöndedir” dedi.

“SOSYAL SORUMLULUK PROJELERİNE SESSZİ KALMIYORUZ”

Kendi faaliyetlerinin yanı sıra çeşitli sosyal sorumluluk projeleri de yürüttüklerini aktaran Çağdaş, “Mesela, yaklaşık 5 yıldır kazı çalışmaları durdurulmuş olan Çayönü’ndeki arkeolojik çalışmalarını, maden şirketlerimizin sponsorluğunda son 4 yıldır bizler yaptırıyoruz. Yine, 6 Şubat depreminde, Türkiye ve bölgedeki tüm madenciler hem iş makineleri ve hem de 10 binin üzerinde insan gücü ile deprem bölgesindeydiler ve bütün çalışmalara katıldılar” diye konuştu.
Eğitimin çok önemli olduğunu ve hem yöneticilik hem de uzman çalışan ihtiyaçlarının karşılanmadığını ifade eden Fahrettin Çağdaş, bu konuda da önemli bir aşama kaydettiklerini söyledi. Çağdaş, “İl Milli Eğitim Müdürlüğü ve Bakanlığımız nezdindeki girişimlerimiz sonucunda, Diyarbakır İbni Sina Meslek Lisesi bünyesinde ‘Maden Teknolojileri Bölümü’nün’ açılmasını sağladık. Ve şu an 13 tane lise öğrencisi eğitim görmektedir. Bu öğrencilerimize camia olarak eğitim hayatları boyunca burs bağladık. Ve iş alanlarımız onların eğitim alanları olacaktır. Bu çocuklarımız mezun olmaları halinde firmalarımızda hemen iş bulabilme şansına da sahip olacaklardır” dedi. 

“MERMERCİLİKTE DE İDDİALIYIZ”

Mermer işleme ve ihracatı konusunda da hatırı sayılı bir durumda olduklarını ifade eden Çağdaş, “Türkiye genelinde 600’e yakın renk ve çeşitlilikte mermer vardır. Diyarbakır’da 47 renk ve desende taş üretebiliyoruz. Bazalttan bej mermere kadar çeşitli renk ve desenlerde mermer üretimimiz mevcut. Var olan bu mermer potansiyel, yüzlerce yıl sürebilecek durumdadır. Bu anlamda mimar, mühendis ve yerel yönetimlere çağrımız vardır; Lütfen fabrikalarımızı gezin, elimizdeki taşlarımızı görün ve mimari uygulamalarınızda Diyarbakır taşını-mermerini kullanın” diyerek, sözlerini sonlandırdı

Muhabir: Mehmet Rumet SOYLU / Jan BELEK