Ahmet SÜMBÜL
DİYARBAKIR - İnançları nedeniyle onlarca kez katliamlara uğrayan, Müslüman ve Hıristiyanlar dahil birçok din tarafından dışlanan Êzidiler, yüzyıllardır Mezopotamya'da yaşıyorlar. Kürtçe'nin Kırmanci lehçesini kullanan ve dualarını Kürtçe yapan Êzidiler, en son Şengal'de IŞİD'in insanlık dışı saldırısı ile gündeme geldiler.
Binlercesi katledilen, kızları ve kadınları kaçırılıp IŞİD emirlerine cariye olarak sunulan Êzidiler, tarihte uğradıkları 74. ferman ile bir kez daha inançlarından dolayı katliama uğradılar. Türkiye'de yaşayan Êzidilerin çoğu Avrupa ülkelerine dağılırken, halen Batman ve Şanlıurfa'da yaşayan Êzidiler bulunuyor.
Türkiye, Gürcistan, İran, Suriye ve Irak'ta cemaatleri bulunan Êzidilerin dünya genelinde nüfusunun 800.000 olduğu tahmin edilmekte. Laleş ve Şengal bu halkın en yoğun yaşadığı yer olarak bilinirken, yaşadıkları katliam ve baskılar nedeniyle topraklarını terk etmek zorunda kalarak İsveç ve Almanya başta olmak üzere Avrupa'ya göç eden Êzidi nüfusunun daha fazla olduğu tahmin ediliyor. Bundan 50 yıl öncesine kadar Urfa/Viranşehir, Batman, Mardin ve Diyarbakır'da hatırı sayılı bir nüfusları bulunan Êzidiler, 1980'den itibaren yaşadıkları toprakları terk ederek Avrupa ülkelerine göç etti.
'Ezda, Xweda...'
"Êzidi" kelimesinin bu dinin tanrısı olan Azda kelimesinden türetildiği iddia edilmektedir. Kürt dilinde "Tanrı" ismini karşılayan iki kelime mevcuttur: Bunlar "Ezda" ve "Xweda"'dır. "Ezda" beni yaratan, veren ve var eden anlamlarına gelmektedir. Xweda ise kendiliğinden var olan anlamına gelmektedir. "Ezidiliğin önceki ilahi dinlerde anlatılan "Düşmüş Melek"in yaratıcının buyruğuna rağmen insan karşısında eğilmeyip saygı göstermemesi, onun aslında ne kadar asil olduğunun tüm Evren'e ispatıdır ve yaratıcı tarafından sınanmıştır. İşte bu sınavı başarı ile verip tüm insanlığın ve dünya işlerinin başına geçme hakkını kazanmış diye düşünülür.
Êzidiler ve Meleq-ê Tawus
Êzidilikte tanrı, dünyanın sadece yaratıcısıdır, sürdürücüsü değildir. Tanrısal iradenin vücut bulması için Düşmüş Melek, bir nevi aracılık rolü üstlenmiştir. Düşmüş Melek, Melek-ê Tawus olarak adlandırılır ve bir tavus kuşu ile simgelenir. Gururlu bir melek olduğundan tanrıya isyan etmiş, ceza olarak 40.000 sene orada yanmış, sonunda döktüğü göz yaşları bu ateşi söndürmüştür. Artık tanrıyla barışıktır. Düşmüş Melek, yemek pişiren ve yangın çıkaran ateş gibi, dünya gibi hem iyi, hem de kötüdür.
İyilik ve kötülüğün kaynağı da aynı
Êzidiler için Melek-ê Tawus, en güçlü melek ve aynı zamanda affedilmiş Şeytan'dır. Bu ismi ağzına almak, mukaddes olduğundan yasaktır. Tanrı, özünde iyilikle dolu olduğundan ibadet edip onun gönlünü kazanmak gerekmez. Aksine ibadetin ona değil, içi kötülüklerle dolu olana, Tawus'a yapılması ile kötülüğün en büyük kaynağından korunmuş olunur. Bu anlamda iyilik ve kötülüğün kaynağı aslında Melek-ê Tawus'tur. Ahiret inancı gibi sonradan hesap verilecek bir yerin varlığı söz konusu değildir.
Tanrının dünyadaki gölgesi
İnsanın inanışına ve yaşayışına göre dünya cennete de, cehenneme de dönüşebilir. Melek-ê Tawus, bütün bu işlerin denetleyicisi ve tanrının bu dünyadaki gölgesidir.
Ayrıca Êzidilikteki Melek-ê Tawus inancı, eski Zerdüştlük ve Mitraizm'den etkilenmiştir. Günümüzde Êzidiler oldukça kapalı ve geleneklerine bağlı olarak kültürlerini devam ettirmektedirler. Kuşlara ve yılanlara olan hürmetin 6000 sene öncesine dayanan kuşa tapan inançlardan gelmiş olması teoloji uzmanları tarafından dile getirilmektedir.
Her dönem dinlerini değiştirmeye zorlandılar
Êzidilerin Müslüman ve Hıristiyan komşuları, sürekli olarak onları kendi dinlerine kazanmak için barışçıl ya da zor kullanarak her türlü yolu denemekten geri durmamışlardır. Osmanlı hükümetine ve askeri okullarına alınan birçok Êzidi Sünni Müslüman olmaya zorlanmıştır. Ancak dağlık bölgelerde yaşayan Êzidiler inançlarını korumuşlardır.
Topraklarını kaybetmemek için kabul ettiler
Birçok Êzidi issiz dağlara çekildi, diğerleri ise en azından isim olarak Sunni İslam’ı kabul ettiler. 1859 tarihli Osmanlı Toprak Kayıt Kanunu Êzidilerin toprak sahibi olma hakkını reddederek onları din değiştirmeye zorladı. Toprağın asıl sahibi olan birçok Êzidi şeyhi toprakların ellerinde tutabilmek için Müslümanlığı kabul etti. Bunlar arasında, Kilis Hanedanlığını yöneten prestijli bir Êzidi klanı olan ve tarihi en az orta çağa kadar uzanan “Mand Ailesi” de vardı. Bu dönemden sonra Araplaşan Mand Ailesi yeni klan adı olarak “El-şuyuh” adını aldı. Günümüzde, Akdeniz yakınlarındaki Türkiye-Suriye sının üzerinde Efrin ile Reyhanlı arasında yaşayan bu klan ancak gizlilik içinde Kürt ve Êzidi olduğunu kabul etmektedir.
Êzidi hanedanlığının kalesi
Ulaşılması güç dağlarda yaşayan diğer Êzidi liderler ile topraksız çiftçi ve çobanlar din değiştirme gereği duymadılar. 1858’den önce Akdeniz kıyılarındaki Antakya-Amanos civarlarında yaşayan Êzidilerin sayısı 200 000 civarındaydı ve burada nüfusun çoğunluğunu oluşturuyorlardı. Yüzyıllar boyunca başkent Kilis’ten (Halep ile Antep arasında) yönetilen bu bölge, Şerefname’de söz edilen dönemde bir Êzidi hanedanlığının kalesiydi.
Yezidi değil, Êzidi...
Günümüzde bile Êzidiler din değiştirmeleri doğrultusunda yoğun baskılara maruz kalmaktadırlar. En son IŞİD'in Şengal merkezi ve köylerinde Êzidilere yönelik yaptığı katliam haftalarca dünya gündeminde yer aldı. Suriye ve Irak'ta yaşayan Êzidiler, uzun yıllar hükümetler tarafından Emevi/Arabi olarak adlandırılarak, halife Yezid bin Muavviye'nin soyuna dayandırıldılar. Oysa Halife Yezid ile Êzidiler arasında herhangi bir bağ yok. Êzidilerin bilinçli olarak Yezidsoyuna dayandırılması, peygamberin torunlarını öldürten Yezid'e olan öfkeyi Êzidilerin de üzerine çekmiş oldu.
Kutsal olan Laleş
Êzidiler, Irak Kürdistan Federal Bölgesi'ndeki Laleş'e kutsal olarak kabul ederler. Şengal, Duhok ve Laleş'e uzanan hatta yoğun bir Êzidi nüfusu yaşamakta. Aynı şekilde Suriye'de de Şengal tepelerinden Halep'in kuzeybatısına ve Efrin'e doğru uzanan bölgelerde de yoğun bir Êzidi nüfusuna rastlamak mümkün.
Êzidi nüfusun yoğun olduğu diğer bir bölge de Kafkaslardır. Burada yaşayan Kürtlerin yaklaşık olarak dörtte biri Êzidi inancına bağlıdır. Ermenistan’da ise Êzidi Kürt sayısı burada yaşayan ve başka dinlere mensup olan Kürtlerin sayısından daha fazladır. Êzidiler geçtiğimiz yüzyıla kadar, Mardin, Diyarbakır, Siirt, Batman, Antakya, Urfa hattında yaşıyorlardı. Ancak zaman içinde yaşadıkları baskılar nedeniyle bu nüfus günden güne erimiş ve birçok bölgede Êzidi nüfusu göç ederek yaşadıkları bölgeleri terk etmek zorunda kalmıştır. (Sürecek)