Son yıllarda markette dolaşmak, eskiden olduğu gibi alışverişin huzurunu yaşatmaktan çok, cebimizdeki deliği büyütüyor. Sebze-meyve reyonuna bir göz atıyoruz, bir zamanlar sofralarımızın baş tacı olan ürünler artık bize lüks gibi geliyor. Her alışveriş sonrasında "Bu kadar küçük bir torbaya bu kadar para mı?" şaşkınlığı yaşıyoruz.
Öncelikle, gıda fiyatlarındaki bu artış yalnızca ülkemize özgü değil. Pandemi sonrası dünyada tedarik zincirinde yaşanan aksaklıklar, enerji maliyetlerindeki yükselme, küresel iklim değişikliğinin tarımsal üretimi olumsuz etkilemesi gibi etkenler tüm dünyayı etkiledi. Ancak yerel nedenler de bu ateşe odun taşıyor: döviz kurlarındaki dalgalanmalar, girdi maliyetlerinin (gübre, mazot, yem) sürekli yükselmesi, tarım politikalarındaki yetersizlikler ve küçük çiftçilerin yeterince desteklenmemesi de doğrudan etkili.
Çiftçiler yüksek maliyetlerle başa çıkmakta zorlanırken, tüketiciler de bu artan fiyatlarla nasıl baş edeceğini bilemiyor. Bu kısır döngü içerisinde çiftçi de kazanamıyor, tüketici de. Gıda fiyatları sürekli artarken, sofralarımız giderek daha mütevazı hale geliyor; çoğumuz eskiden haftalık olarak aldığımız temel gıdaları artık daha az alıyoruz veya bazılarını tamamen göz ardı ediyoruz.
Gıda fiyatlarındaki bu artış, sadece ekonomik bir sorun değil; sofralarımızın niteliğini, sağlığımızı ve hatta toplum içindeki eşitsizlikleri derinleştiriyor. İnsanlar daha ucuz ama besin değeri düşük gıdalara yöneldikçe, sağlıklı beslenmek zorlaşıyor. Uzun vadede bu, toplumun genel sağlık durumunu olumsuz etkileyerek obezite, diyabet gibi hastalıkların artmasına yol açabilir. Bu durum, özellikle çocukların gelişimini de etkileyerek gelecek nesillerin yaşam kalitesine dair endişeler yaratıyor.
Bu gidişatı tersine çevirmek için yerel tarımsal üretimi desteklemek, küçük çiftçileri korumak ve tarımsal kooperatifleri güçlendirmek gibi adımlar büyük önem taşıyor. Ancak bu adımlar sadece devletin veya özel sektörün sorumluluğunda değil; toplum olarak, bizlerin de bu bilinçle hareket etmesi gerekiyor. Bilinçli tüketim alışkanlıkları geliştirerek, israfı azaltmak ve mümkün olduğunca yerel üreticiden alışveriş yaparak bu sürece katkı sağlayabiliriz. Böylece soframızdaki krizle daha etkin bir mücadele içinde olabiliriz.
Gıda fiyatlarındaki bu yükseliş, sadece bugünün değil, geleceğin de meselesi. Ekonomik sıkıntılar elbette geçici; ancak bugün önlem almazsak, yarınlarda çocuklarımızın sağlıklı gıdaya ulaşmakta zorlanacağı, doğanın daha fazla tahrip olduğu bir dünyaya uyanabiliriz. Her alışveriş sepeti, aslında gelecekte nasıl bir yaşam istediğimize dair bir seçim. Bugün dikkatli davranarak, israfı önleyerek ve yerel üretime destek vererek yarınlarda daha sürdürülebilir, sağlıklı bir sofraya sahip olabiliriz.