Gazetecilik, toplumun doğru bilgiye ulaşmasını sağlamak, kamuoyunu bilgilendirmek ve demokrasiyi güçlendirmek gibi son derece önemli işlevlere sahip olan bir meslektir. Haysiyetli bir meslektir.
Hayati bir meslektir.
Ancak son yıllarda dünyanın birçok yerinde gazetecilerin etik sınırlarını aşması, bu mesleği sorgulamaya yol açmaktadır. Özellikle medya sektörünün ticari baskılar ve ideolojik yönelimler nedeniyle "hakikati arama" anlayışını ciddi oranda kaybetmiş gibi görünüyor.
Peki, günümüz gazeteciliği gerçekten olması gerektiği gibi mi?
Bir zamanlar, gazeteciliğin temel amacı, halkı bilgilendirmek ve toplumu aydınlatmaktı. Böyle zamanlar yaşandı mı bilinmez ama hepimizin derin bir iç çekiş ile “keşke’’ dediğini duyar gibiyim. Ancak günümüzde, gazetecilik ne yazık ki, sadece tıklama sayıları ve reytinglere bağlı hale geldi. Bu da haberin içeriğinden çok, "ne kadar satılabildiğine’’ bakılır hale geldi.
Birçok medya organı, dikkat çekici başlıklar ve sansasyonel haberlerle okuyucuyu cezbetmeye çalışıyor. Gazetecilik artık "gerçek" olmaktan çok, “popüler” olmakla ölçülüyor maalesef.
Bunun en başlıca sebebi de tamamen ‘duygusal’ yani ticari.
12 Haziran 2019’da Tunus’ta Uluslararası Gazeteciler Federasyonu 30. Kongresi’nde Gazetecilik Etik İlkeleri Küresel Bildirisi kabul edilmiştir. 1954 tarihli Gazetecilik Prensipleri Deklarasyonu’nu tamamlayan niteliktedir. Bildiri, başlıca uluslararası yasalara, özellikle de Uluslararası İnsan Hakları Beyannamesi’ne dayanmaktadır.
Kalkıp burada bu muhteşem deklarasyonu yazmayacağım. Ama bence herkes açıp bakmalı, okumalı. Bakıp okumalı ki, kimlere gazeteci diyormuşuz ve kimlerin yazılarını dikkate alıyormuşuz bilelim. Bilelim ki kedimize kızıp duralım.
Bir gazeteci için en önemli şeylerden biri, haberin doğruluğunu ve tarafsızlığını korumaktır. Ancak günümüzde bu etik değerler, çoğu zaman göz ardı ediliyor.
Bunun yanında topluma bir haber verirken, bir yerlere yaranmak için de yapmamalı, mutlaka da birilerini kötülemek içi de.
İşte bu, insan ırkının mutluluğuna sebep olacak birkaç şeyden biri olan “tarafsızlık’’ ilkesidir.
Ama bu ve buna bezer hayati şartlara uymada ‘gazetecilik’ yapan insanlarla doldu taştı dünyamız, bölgemiz ve ülkemiz.
İşte bu nedenden dolayı toplumumuzda kimlik olarak gazetecilik yaptığını iddia edenlerin kahır ekseriyetine gazeteci ve yaptığı işe gazetecilik denmez. Olsa olsa “yazıcı” denir.
Gazeteciliğin başka en önemli özelliklerinden biri de şüphesiz ki, araştırma yaparak haberin arkasındaki gerçekleri bulmaktır. Ancak, günümüz derinlemesine araştırma yapmak ve olayı tüm yönleriyle ele almak, neredeyse hiç tercih edilen bir durum olmuyor. Çünkü bu tür haberler daha fazla zaman ve kaynak gerektiriyor. Bunun yerine, olayın en hızlı şekilde gündem olmasına ve kitlenin ilgisini çekmesine odaklanılıyor.
Olay mahallinde yapılmamış habercilik ne kadar gerçekçi olabilir?
Hiç…
Bir de ülkemizde, sıcak koltuklarında ve plazalarda oturup, hayatları boyunca göremeyecekleri yerler ve insanlar hakkında haber yapıp ahkam keseler var.
Allah’ım, bunlar hangi yüzle ‘gazetecilik’ yapıyorlar hep şaşkınlık içinde kalmışımdır.
Kürt sorunu aşta olmak üzere, hak arama konusundaki haberlere yaklaşım ne adil, ne tarafsız, ne çözüme katkıcı ve ne de bağımsızdır.
Hep, ortalığı bulandırma ve rahat ortamlarından kendi ‘taraftarlarını’ daha çok saldırgan olmaya sevk etme görevi görüyorlar.
Bu da, var olan sorunların çözümüne katkı sunmadığı gibi daha da alevlenip içinden çıkılmaz bir hal almasına yardımcı oluyor.
Ülkemizde, bir şekilde herhangi bir gazetede köşe kapmış ve hatırı sayılı bir maaş alan ve dijital ortamlarda kendine kitle yaratıp ‘tık’ uğruna bir çok şeyi yapacak kişilerin çokluğu, gerçek manada gazetecilik yapmak isteyenler için ya yol kapayıcı oluyor ya da yer bulamama gibi bir sonuçla karşılaşmasının kapısını aralıyor.
Oysa, haber ve habercilik anlatılamayacak hayatidir.
Kalkıp buradan hangi ‘gazeteci kimliklilerin’ çalıştıkları hangi medya organında nasıl tavırlar takındığının ismen yazmama gerek yok.
Ama yaptıkları işin bu ülkeye bir şey kazandırmadıklarını biliyorum.
Eğer gazetecilik bilgi kirliliğini artıran, tarafsız olmayan, insani değerleri dikkate almayan ve manipüle eden bir meslek dalı haline geldiyse, yapılan iş gazetecilik değil, ‘tetikçilik’ oluyor maalesef.
Bunların dışında kalıp, gazeteciliğe hayati ve haysiyetli yaklaşan herkese saygıyla…