Gazze, Orta Doğu'nun en yoğun nüfuslu ve en fazla insani kriz yaşayan bölgelerinden biridir. Filistin'in batısında yer alan bu küçük bölge, yaklaşık 2 milyon insanın yaşadığı, uzun yıllardır süregelen bir çatışma ve insani dramın merkezi olmuştur.
Gazze’de ne olduğuna dair anlatılacak çok şey var. Bu durum sadece askeri çatışmalarla sınırlı değildir. Aynı zamanda yoğun insan hakları ihlalleri, her geçen gün artan yoksulluk, bölgeyi yaşanamaz hale getiren altyapı yetersizlikleri ve uluslararası toplumun bölgeye yönelik politikalarının oluşturduğu bir karmaşa haline gelmiştir.
Gazze, özellikle son yıllarda İsrail ile Hamas arasında yaşanan şiddetli çatışmalarla gündeme gelmektedir. Bölge büyük ölçüde İsrail'in denetimi altındadır. Bu denetim, güvenlik, ticaret, su ve elektrik gibi temel ihtiyaçlar üzerindeki kısıtlamalarla kendini gösteriyor. İsrail, Hamas’ı bir terörist grup olarak tanımakta ve bu nedenle Gazze’ye yönelik hava saldırıları ve kara harekâtları sıkça gerçekleştirmektedir. Hamas ise, İsrail’e roket saldırıları ile karşılık verir. Bu karşılıklı şiddet, her iki tarafta da sivil kayıplarına ve büyük yıkımlara yol açmaktadır.
Son yaşanan çatışmalar, on binlerce insanın hayatını kaybetmesine ve binlerce kişinin evsiz kalmasına neden oldu. Gözler önündeki bu dramatik tablo, Gazze'nin bir barışa yaklaşmak yerine daha da kötüleşen bir kısır döngüye hapsolduğunu gösteriyor. Ve hiç kimse bir şey yapmıyor. Batılı ülkeler sürekli ve sadece “kaygı duyduklarını” ifade ediyor, ABD her şart altında İsrail’i destekliyor, Arap ülkeleri toplantılar yapıp saçma sapan bir sonuç bildirgesi yayınlayıp zevk ve sefalarına geri dönüyor ve İsrail de katliamlarına devam ediyor.
Ve her ne hikmetse, aynı İsrail sürekli bir ‘mağduriyeti’ oynuyor. Sanki bunca mezalim kendisine yapılıyormuş gibi davranıyor ve herkes de bunu yiyor.
Gazze, 2007 yılından bu yana İsrail ve Mısır tarafından uygulanan bir abluka altındadır. Bu abluka, bölgeyi kara, deniz ve havayolu yolları bakımından izole etmekte, Gazze halkının dış dünya ile bağlantısını kesmektedir. Ablukanın etkisi, Gazze ekonomisinin çökmesine, işsizlik oranlarının artmasına ve yaşam standartlarının düşmesine neden olmuştur. Elektrik, su, gıda ve ilaç gibi temel ihtiyaçların temini sık sık aksar ve halk bu sıkıntılarla başa çıkmaya çalışır.
Ekonomik sıkıntılar, gençlerin iş bulamaması, eğitim ve sağlık gibi hizmetlere erişim zorlukları, bölgede umutsuzluk duygusunu derinleştiriyor. Gazze'nin altyapısı büyük oranda tahrip olmuş durumda; su ve elektrik gibi temel hizmetlerin düzenli bir şekilde sağlanması bile büyük bir problem.
Gazze’deki insani durum, her geçen gün daha da kötüleşiyor. Hava saldırıları, yerle bir olmuş binalar, yıkılmış hastaneler ve okullar, bir şehirdeki savaşın ne denli yıkıcı olduğunu gözler önüne seriyor. Sağlık sektörü büyük bir baskı altında. Hastaneler, yaralıları tedavi etmekte zorlanıyor, bazı bölgelerde tıbbi malzeme ve ekipman eksikliği yaşanıyor.
Çocuklar, kadınlar ve yaşlılar bu çatışmaların en savunmasız kurbanları. Çocuklar, yalnızca fiziksel değil, psikolojik travmalarla da karşı karşıya kalıyor. Birçok çocuk, sürekli olarak ölüm tehdidi altında, sığınaklarda yaşamaya alışmak zorunda kalıyor.
Uluslararası toplum, Gazze’deki insani durumu iyileştirmek için birçok kez harekete geçmiş olsa da, kalıcı bir çözüm henüz bulunabilmiş değildir. Birleşmiş Milletler ve birçok sivil toplum kuruluşu, Gazze’deki sivillere yardım göndermeye çalışsa da, bu yardımlar çoğu zaman abluka ve güvenlik tehditleri nedeniyle sınırlı kalmaktadır. Ayrıca, barış görüşmelerinde başarılı olunamaması, Gazze halkının geleceğine dair umudu daha da azaltmaktadır.
Birçok ülke, Filistin’in bağımsızlığını desteklerken, İsrail’in güvenliği için de aynı şekilde destek sağlamaktadır. Ancak, bu iki hedef arasındaki dengesizlik, barış sürecinin önündeki en büyük engel olarak durmaktadır. Çeşitli çözüm önerileri olsa da, özellikle Kudüs’ün statüsü, yerleşim bölgeleri ve mültecilerin durumu gibi meseleler, barışa ulaşmayı daha da zorlaştırmaktadır.
Gazze’de ne olduğuna dair hikayeler, insani dramın, mücadelenin ve direncin örnekleriyle doludur. Ancak, bu hikayeler aynı zamanda büyük bir umutsuzluğun ve çaresizliğin de yansımasıdır. Yıkılmış şehirler, hayatını kaybeden insanlar, yok olan aileler ve terk edilen topraklar… Gazze’deki insanlar her gün hayatta kalma mücadelesi verirken, dünya ise bu duruma uzun yıllardır kayıtsız kalmaktadır. Sadece ‘kaygılar, bildiriler, esefle karşılamalar, kınamalarla’ mazlum Gazze ve Filistin halkına üzülyorMUŞ ve destek veriyorMUŞ gibi davranıyor.
Fakat her şeye rağmen, Gazze halkı umudunu kaybetmiş değildir. Çatışmalar, yıkımlar ve acılar arasında yaşamaya çalışan, geleceği inşa etmeye çalışan bir halk var. Ve herkes de biliyor ‘umut’ çok güçlü bir ilaçtır.